Genel Olarak
Rekabet, Türk Dil Kurumu sözlüğünde yer alan tanıma göre, Ticarette üstünlük kazanma çabası; yarış, yarışma anlamına gelmektedir. Ekonomik hayattaki rekabet daha çok şirketlerin kar elde etme amacı üzerinedir. İşletmeler gelir elde etme amacıyla kurulur ve bu hedefe ulaşmak için pazardaki diğer satıcılar ile durmaksızın bir rekabet içine girerler. Rekabet otoritelerinin görevi de bu teşebbüslerin ekonomik yarışını adil ve hak bir şekilde yürütmelerini sağlamak ve rekabeti önleyen davranışlarını engellemek üzerinedir. Rekabet hukukuna ilişkin düzenlemelerin kaynağı Anayasa’nın 167. Maddesinden gelmektedir. İlgili madde şu şekildedir: “Devlet para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemesini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler.”
Rekabet Hukuku alanındaki temel kanunumuz, 1994 tarihinde yasalaşmış olup, 1997 yılında yürürlüğe giren 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanunun 4, 6 ve 7. Maddelerinde rekabete aykırı görülen ve yasaklanan davranışlar yer almaktadır. Bu yazımızda 6. Maddede yer alan hakim durumun kötüye kullanılması konusu ele alınacaktır.
Hakim durum kavramı, 4054 sayılı Kanun'un 3. maddesinde; "Belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücü" olarak tanımlanmıştır. Rekabet Korunması Hakkında Kanun veya kısaca Rekabet Kanunu’nun 6. Maddesinde düzenlendiği şekliyle hâkim durumun kötüye kullanılması ise; “Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır.” Şeklinde tanımlanmaktadır. Maddenin devamında ise hakim durumun kötüye kullanılmasına ilişkin bazı haller sıralanmış olup bu haller şu şekilde gösterilebilir:
“a) Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler,
b) Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayırımcılık yapılması,
c) Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya hizmetin satın alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da satın alınan bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar getirilmesi,
d) Belirli bir piyasadaki hakimiyetin yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticari avantajlardan yararlanarak başka bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan eylemler,
e) Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması.”
Kanunun 6. Maddesinin var olma sebebi, pazardaki diğer teşebbüsler tarafından davranışları yeterince sınırlanmayan tekel gücüne veya yüksek Pazar gücüne sahip teşebbüslerin tek yanlı olarak piyasadaki diğer teşebbüsleri ortadan kaldırarak tekel haline gelmesini veya rekabeti ortadan kaldıracak eylemlerini sınırlamak üzerinedir. Kanunun 6. Maddesindeki ihlalin gerçekleşmesi için gereken iki koşul bulunmaktadır. Bu koşullar hâkim durumdaki bir teşebbüsün varlığı ve bu hâkim durumun kötüye kullanılmış olmasıdır. Hâkim durumun kötüye kullanılmasının tespiti için ise, ilgili pazar tespiti, hâkim durum tespiti ve kötüye kullanma tespiti yapılarak kanunun 6. Maddesi kapsamında bir ihlal olup olmadığı belirlenmektedir. Görüleceği üzere kanunda, bir pazarda dominant durumda olmak yasaklanmış olmamakla birlikte bu hâkim durumun kötüye kullanılması yasaklanmıştır.
Pazar Kavramı ve İlgili Pazar Tespiti
Bir teşebbüsün hâkim durumda olup olmadığının belirlenmesi için ilk olarak incelenmesi gereken husus, teşebbüsün hangi pazarda hizmet verdiğinin saptanmasıdır. Pazar tanımı, kanunda yapılmamış olmasına karşın, Rekabet Kurumu’nun yayımlamış olduğu kılavuzda yer almaktadır. İlgili kılavuza göre Pazar tanımı; “Teşebbüsler arasındaki rekabetin sınırlarını tespit etmekte kullanılan bir araçtır. Bu araç, Rekabet Kurulu’nun (Kurul) rekabet politikası uygulamasının çerçevesini belirlemesine olanak verir. Pazar tanımlamasının temel amacı, incelenen teşebbüslerin karşı karşıya bulundukları rekabet koşullarının belirlenmesidir. Bir pazarı hem ürün hem de coğrafi bölge boyutlarıyla tanımlamaktaki amaç, incelenen teşebbüslerin davranışlarını sınırlama ve etkin bir rekabetçi baskıdan bağımsız olarak davranmalarını önleme gücüne sahip rakiplerinin ortaya çıkarılmasıdır.” Şeklindedir.
Pazar kavramı genel olarak teşebbüsler tarafından geniş yorumlanmaktadır. Bu durumun en öncelikli sebebi daha geniş bir Pazar seçildiğinde hakimiyet oranının düşmesi sebebiyle teşebbüslerin hâkim durumda olmadığını ifade etmek içindir. Sözgelimi sütlü çikolatalar pazarında hâkim durumda olan bir teşebbüs, Pazar olarak sütlü çikolatalar yerine çikolatalar olarak bir Pazar tanımına tabi tutulması halinde, bu pazarda hâkim durumda gözükmeyebilecektir. Bu nedenle, rekabet hukuku uygulamalarında ilgili pazar kavramı genellikle başka alanlarda kullanılan pazar kavramlarından farklıdır.
İlgili ürün ve ilgili coğrafi pazara ilişkin nelerin dikkate alınacağı hususunda 1997/1 sayılı tebliğ bazı kıstaslar belirlemiştir. Buna göre, “İlgili ürün pazarının tespitinde, birleşme veya devralma konusu olan mal veya hizmetlerle, tüketicinin gözünde fiyatı, kullanım amaçları ve nitelikleri bakımından aynı sayılan mal veya hizmetlerden oluşan pazar dikkate alınır; tespit edilen pazarı etkileyebilecek diğer unsurlar da değerlendirilir.”. Aynı tebliğde yer alan ilgili coğrafi Pazar tanımı ise şu şekildedir: “Coğrafi pazar, teşebbüslerin mal ve hizmetlerinin arz ve talebi konusunda faaliyet gösterdikleri, rekabet koşullarının yeterli derecede homojen ve özellikle rekabet koşulları komşu bölgelerden hissedilir derecede farklı olduğu için bu bölgelerden kolayca ayrılabilen bölgelerdir.”
İlgili ürün pazarı, arz ikamesi ve talep ikamesine göre belirlenmektedir. Talep ikamesi, kullanım, fiyat ve nitelikler bakımından farklılık olmaması ve bir ürünün diğerine tercih edilebilmesi anlamına gelmektedir. Tüketicilerin kullandığı üründe meydana gelen fiyat artışı karşısında bir başka teşebbüsün ürününü kullanmaya yönelmesi halinde bu iki teşebbüsün ürününü, pazarın kapsadığı sonucuna varılır. Arz ikamesi ise kısa dönemde fazla bir zorlukla karşılaşmadan, başka bir ürünü de üretebilme imkân ve kapasitesidir. Arz ikamesinin hesaba katılabilmesi için, tedarikçilerin göreceli fiyatlarda meydana gelecek küçük ve kalıcı artışlar karşısında üretimlerini başka ürünlere kaydırabilmeleri ve bunları kısa dönemde kayda değer ek maliyetlere ve risklere katlanmak zorunda kalmadan pazarlayabilmeleri gerekir. Bu koşullar yerine geldiğinde, piyasaya sürülecek ek üretim, incelenen teşebbüsler üzerinde rekabetçi bir baskı oluşturacaktır. Böyle bir etki ise etkinlik ve çabuk sonuç verme açısından talep ikamesine eşdeğerdir.
İlgili coğrafi Pazar ise 2010/4 sayılı tebliğde; “Coğrafi pazar, teşebbüslerin, mal ve hizmetlerinin arz ve talebi konusunda faaliyet gösterdikleri, rekabet koşullarının yeterli derecede homojen ve özellikle de rekabet koşulları komşu bölgelerden hissedilir derecede farklı olduğu için bu bölgelerden kolayca ayrılabilen bölgelerdir.” Şeklinde tanımlanmıştır.
İncelenen teşebbüsün ilgili pazardaki Hâkim teşebbüs konumunda olup olmadığının belirlenmesindeki ölçüt, incelenen teşebbüs ve rakiplerinin pazar payına göre belirlenmektedir. Yerleşik uygulamalara göre, ilgili pazarda %40 Pazar payı bulunması halinde teşebbüsün, hâkim teşebbüs olduğu kabul edilir. AB uygulamalarında ise, %70 ve üzeri Pazar payı olması halinde çok güçlü hâkim durum karinesi olduğu (Tetra- Pak (%90) kararı), %50 ila %70 arasında Pazar payı bulunması halinde güçlü hâkim durum karinesi olduğu (Hoffman La Roche (%65) kararı, Michelin (%57) kararı), %40 ila %50 arasındaki bölgenin tehlikeli bölge olduğu (Hoffman La Roche (B3 Vitamini- %41,2) kararı) olduğu kabul edilmektedir.
Hâkim Durum Tespiti
Hâkim durum değerlendirmesi yapılırken esasen, incelenen teşebbüsün rekabetçi baskılardan ne ölçüde bağımsız davranabildiği araştırılmaktadır. Bu değerlendirmede, her bir olayın kendine özgü koşulları göz önünde bulundurulmaktadır. Hâkim durum değerlendirmesinde göz önünde bulundurulan temel unsurlar; incelenen teşebbüsün ve rakiplerinin ilgili pazardaki konumu, pazara giriş ve pazarda büyüme engelleri, ilgili teşebbüsün müşterilerden bağımsız davranabilmesi, alıcıların pazarlık gücü, incelenen teşebbüsün davranışları üzerinde rekabetçi bir baskı oluşturabilmesi olarak sınıflandırılabilir.
Pek çok ilgili pazar bakımından incelenen teşebbüsün ilgili pazardaki konumunun birincil göstergesi, teşebbüsün sahip olduğu pazar payıdır. Pazar payı, genellikle incelemeye konu olan faaliyetlerin niteliğine göre satışların parasal değeri veya satış miktarı üzerinden hesaplanmaktadır. Bu durumun belli başlı bazı sakıncaları da bulunmaktadır. Pazar payı analizinin statik olması ve bazı pazarlara uygulanamaması buna bir örnek olarak verilebilir. Rekabet Kurulu’nun yerleşik uygulamalarından bahisle, %40’ın altında Pazar payına sahip bir teşebbüsün hâkim durumda olması ihtimalinin düşük olduğunu kabul etmekte ve bu oranın üstündeki teşebbüsler bakımından daha detaylı inceleme yapmaktadır.
Pazardaki rekabetin mevcut durumuna ilişkin yukarıda yer verilen göstergeler, hâkim durum tespiti yapmak için tek başına yeterli değildir. Bu çerçevede, hâkim durum değerlendirmesinde ikinci adım pazara yeni teşebbüslerin girmesinin ya da pazarda faaliyet gösteren teşebbüslerin büyümesinin önünde engeller bulunup bulunmadığının incelenmesidir. Söz konusu engeller pazarın özelliklerinden, ilgili teşebbüsün özelliklerinden veya İncelenen teşebbüsün özelliklerinin yanı sıra ilgili pazardaki davranışları da potansiyel rakiplerin pazara girmesinin ya da mevcut rakiplerin büyümesinin önünde engel teşkil etmesinden kaynaklanabilmektedir. Örneğin kamu tekelleri, ilgili pazarın özelliklerinden kaynaklı bir giriş engeli iken ilgili teşebbüsün yüksek marka bilinirliğine sahip olması, finansal ve ekonomik güce sahip olması da ilgili teşebbüsün özelliklerinden kaynaklanan bir pazara giriş engeli olarak karşımıza çıkmaktadır. Pazara giriş ve büyüme engellerine örnek olarak sayılan unsurlardan herhangi birinin varlığı tek başına hâkim durumun göstergesi olarak değerlendirilemez. Hâkim durum analizinde, bu unsurların tümünün bir arada değerlendirilerek ilgili pazarın yeni girişlere ya da mevcut teşebbüslerin büyümesine ne derece elverişli olduğunun ve potansiyel girişlerin ve büyümenin incelenen teşebbüsün davranışları üzerinde ne düzeyde bir rekabetçi baskı oluşturacağının incelenmesi esastır.
Kötüye Kullanmanın Tespiti
4054 sayılı kanunun 6. Maddesine göre hâkim teşebbüse ait olan davranışın ihlal niteliği taşıması için gereken bir diğer şart da kötüye kullanım olmasıdır. Kötüye kullanma, hâkim durumdaki teşebbüslerin sahip oldukları pazar gücünün avantajından faydalanarak doğrudan ya da dolaylı olarak tüketici refahını azaltması muhtemel davranışlarda bulunmaları olarak tanımlanabilir. Kurulun Karbogaz kararında da kötüye kullanma kavramı tanımlanmış olup; “... (Hakim durumdaki) teşebbüsün varlığı ile doğrudan ilişkili olan ve piyasa yapısına normal rekabetin işleyişindeki şartlardan farklı metotlarla etkide bulunmak suretiyle rekabetin devamını veya büyümesini engelleyen ve bu nedenle rekabetin zayıflamasına yol açan her türlü davranış … " şeklindedir.
Hâkim durumda bulunan bir teşebbüsün, hâkim durumunu kötüye kullanması; fiyat artışı, ürün kalitesinde ve yenilik düzeyinde düşüş, mal ve hizmet çeşitliliğinde azalış gibi tüketici refahına zarar verebilecek sonuçlar doğurabilmektedir. Kötüye kullanma halleri dışlayıcı kötüye kullanmalar, ayrımcı kötüye kullanımlar ve sömürücü kötüye kullanımlar olarak üç şekilde sınıflandırılmıştır. Uygulamada bu davranışların incelenen her bir olay bakımından birbirinden tamamen ayrılması mümkün olamamaktadır. Bir başka deyişle, Kurul’un incelediği bir davranış Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hallerden birden fazlasına örnek teşkil edebilmekte ya da aynı anda birden fazla kötüye kullanma kategorisinin özelliklerini gösterebilmektedir.
Sömürücü kötüye kullanmalar, hâkim durumdaki teşebbüsün, tüketici refahında doğrudan azalmaya sebep olan davranışlardır. Bu tür davranışların her ne kadar pazardaki rekabet yapısı üzerinde etkisi olmasa da tüketicilerden, belli bir düzeyde Pazar gücüne sahip olmayan bir teşebbüsün elde edemeyeceği düzeyde bir menfaat elde etmesini sağlamaktadır. Sömürücü kötüye kullanmalara örnek olarak bir ürünün fiyatının rekabetçi koşullarda oluşması beklenen fiyat düzeyinden belirgin düzeyden yüksek belirlemek gösterilebilir. Aşırı fiyatlama iddiasının soruşturma konusu yapıldığı ve ihlal tespiti yapılarak idari para cezası uygulanan kararlara Belko kararı, Tüpraş kararı örnek olarak gösterilebilir. Belko kararı Danıştay değerlendirmesinden de geçerek kesinleşmiştir.
Rekabet Kanunu’nun 6/2.b bendinde yer alan “doğrudan veya dolaylı olarak ayrımcılık yapılması” hükmü gereğince hâkim durumdaki bir teşebbüsün alıcılarına ayrımcılık yapması hâkim durumun kötüye kullanılması olabilir. Ayrımcı kötüye kullanmalara fiyat ayrımcılığı, anlaşma yapmayı reddetmek suretiyle ayrımcılık ve ayrımcı sözleşme koşulları ileri sürmek örnek olarak verilebilir. Söz konusu davranışlar tüketicinin refahında doğrudan veya dolaylı azalmaya sebep olacak türdendir. Dışlayıcı nitelikteki bazı ihlaller ayrımcı da olabilir. Anlaşma yapmayı reddetme, indirim sistemleri buna örnektir. Bu tür ihlaller genelde dışlayıcı kötüye kullanma kategorisinde değerlendirilmektedir.
Dışlayıcı kötüye kullanmalar pazardaki etkin rekabeti olumsuz etkilemekte ve bu suretle tüketici refahının azalmasına neden olmaktadır. Bu tür kötüye kullanmalar, hâkim durumdaki teşebbüsün kendisine rakip olan teşebbüslere yönelik davranışları sonucunda rakiplerin piyasadan dışlanmasına neden olabileceği gibi hâkim durumdaki teşebbüsün kendisiyle rekabet içerisinde bulunmayan müşterilerine yönelik olan davranışları sonucunda alt pazardaki teşebbüslerin bir kısmının pazardan dışlanmasına da yol açabilmektedir.
Dışlayıcı kötüye kullanma olarak incelenen davranışın rekabet karşıtı piyasa kapamaya yol açıp açmadığı esas olarak kurul tarafından incelenmektedir. Rekabet karşıtı piyasa kapama, hâkim durumdaki teşebbüsün davranışları sonucunda tüketicilerin zararına olacak şekilde mevcut ya da potansiyel rakiplerin arz kaynaklarına veya pazarlara ulaşımının zorlaştırılması ya da engellenmesidir. Bu durum rakibin bilfiil dışlanması olarak görülebileceği gibi, dışlanmasının muhtemel olması şeklinde görülebilmektedir. Rekabet kurulu piyasa kapamanın varlığını incelerken genel olarak hâkim durumdaki teşebbüsün konumu, ilgili pazardaki koşullar, hâkim durumdaki teşebbüsün rakiplerinin konumu, incelenen davranışın kapsamı ve süresi, fiili kapamaya ilişkin muhtemel deliller, dışlayıcı stratejiye dair doğrudan veya dolaylı delilleri dikkate almaktadır.
Piyasa kapamanın bir diğer yöntemi olarak rakip teşebbüslere veri paylaşımının engellenmesi de, hakim teşebbüsler tarafından sıklıkla uygulanan bir yöntem olarak görülmektedir. Buna ilişkin, 2007 tarihinde Microsoft’un birlikte çalışabilirlik bilgilerini sağlamayı ve pazardaki diğer teşebbüslerce kullanımına izin vermeyi reddetmesi Avrupa Komisyonu tarafından hâkim durumunu kötüye kullanması olarak değerlendirilmiş, Microsoft’un cezaya karşı yaptığı temyiz başvurusu sonucunda Komisyon tarafından verilen ceza onanmıştır. (Case T-201/04, Microsoft Corp. v Commission of the European Communities, 17.10.2007, ECLI:T:2007:289.) Müşterilerin başka bir rakip teşebbüsle çalışmasını engellemek amacıyla veri taşınmasını engellemek de ayrıca GDPR m.20 hükmünde kişiye tanınmış bir hak olan veri taşınabilirliği hakkının ihlali niteliğini taşır.
Veri paylaşımının engellenmesine örnek olarak, hâkim durumdaki bir teşebbüsün, kullanıcılarının rakip bir firmayla çalışmak istemesi üzerine, kendi sisteminde bulunan verileri paylaşmaması gösterilebilir. Piyasa kapamanın ispatı bakımından kullanılacak delillere değinecek olursak, piyasa kapamaya neden olan davranış gerçekleştikten sonra rakip teşebbüslerin satış rakamlarında meydana gelen değişiklikler dikkate alınabilmektedir. Örneğin söz konusu davranış mart ayında meydana gelmiş ise, rakip teşebbüslerin bu tarihten önceki satış rakamları ile sonraki aylardaki satış rakamlarına bakılarak söz konusu eylemin piyasa kapamaya sebebiyet verip vermediği ortaya çıkacaktır. Ayrıca incelenen hakim teşebbüsün kurumun talebi üzerine ibraz ettiği belgeler ve veriler de bu durumun ispatı açısından değer arz etmektedir.
Kötüye Kullanma Halleri
Sözleşme Yapmayı Reddetme
Rekabet hukuku uygulamasında, esas olarak, hâkim durumda olsun ya da olmasın tüm teşebbüslerin iş yapacakları teşebbüsleri özgürce seçme ve mülkiyetlerinde bulunan varlıklar üzerinde özgürce tasarruf edebilme hakları olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte, istisnai bazı durumlarda hâkim durumdaki teşebbüslerin sözleşme yapmayı reddetmeleri rekabeti kısıtlayıcı bir davranış olarak değerlendirilebilmekte ve hâkim durumdaki teşebbüse rekabet hukuku çerçevesinde sözleşme yapma yükümlülüğü getirilebilmektedir. Sözleşme yapmayı reddetme davranışına ilişkin analizinde Kurul, sözleşme yapma yükümlülüğü getirilmesinin kısa ve uzun vadeli etkilerini birlikte dikkate almaktadır.
Kılavuza göre, “Bir teşebbüsün ürettiği mal ya da hizmetler ile sahibi olduğu maddi ya da gayri maddi işletme unsurlarını diğer teşebbüslere sağlamaması ya da bunların diğer teşebbüsler tarafından kullanılmasına doğrudan veya dolaylı olarak izin vermemesi sözleşme yapmayı reddetme olarak ele alınmaktadır.” İhlalden bahsedebilmek için reddetme, alt pazarda rekabet etmek için vazgeçilmez bir ürüne ya da hizmete ilişkin olmalı, Alt pazarda etkin rekabetin ortadan kalkması muhtemel olmalı ve reddetmenin tüketici zararına yol açması muhtemel olmalıdır.
Yıkıcı Fiyatlama
Yıkıcı fiyat, hâkim durumdaki bir teşebbüsün pazar gücünü korumak veya artırmak üzere mevcut veya potansiyel rakiplerinden birini veya daha fazlasını piyasa dışına çıkarmak, disipline etmek ya da diğer biçimlerle rakibin rekabetçi davranışını engellemek için kısa vadede maliyetinin altında satış fiyatı belirleyerek zarar etmeyi göze aldığı (feragatte bulunduğu) rekabet karşıtı bir fiyatlama stratejisidir. Yıkıcı fiyat uygulamasında, her ne kadar kısa dönemde tüketiciler düşük fiyatlardan faydalansa da, rekabetin kısıtlanması sonucunda tekelleşme, orta veya uzun dönemde yüksek fiyatlar, düşük kalite ve tüketici tercihlerinin azalması gibi istenmeyen sonuçlar doğurabilmektedir.
Hâkim durumdaki teşebbüsün feragatte bulunup bulunmadığının tespitinde, söz konusu teşebbüse ait olan ve bir rakibi pazar dışına itmek, rakibin pazara girmesini engellemek veya yeni bir pazarın ortaya çıkmasının önüne geçmek niyetiyle feragatte bulunmaya yönelik olarak yapılmış ayrıntılı bir plan gibi doğrudan delillerden de yararlanmak mümkündür. Yıkıcı fiyat yoluyla rekabet karşıtı piyasa kapamanın tespitinde, rakiplerin pazardan fiilen çıkmış olması bir zorunluluk değildir.
Fiyat Sıkıştırması
Bir teşebbüsün üst pazar ürünü fiyatı ile alt pazar ürünü fiyatı arasındaki marjı, alt pazarda eşit derecede etkin bir rakibin dahi karlı bir şekilde kalıcı olarak ticari faaliyette bulunmasına imkân vermeyecek nitelikte belirlemesine fiyat sıkıştırması denmektedir. Üst pazarda hâkim durumda bulunan teşebbüs, üst pazar ürününün fiyatını yükselterek, alt pazar ürününün fiyatını düşürerek veya her ikisini aynı anda uygulayarak marj sıkıştırmasına yol açabilmektedir. Böylelikle, hâkim durumdaki teşebbüs üst pazardaki ürün üzerinde sahip olduğu pazar gücünü alt pazara aktarabilmekte ve bu şekilde rekabetin kısıtlanması sonucunu doğurabilmektedir.
Bağlama
Bağlama bir pazarda hâkim durumda bulunan teşebbüsün bu ürününü başka bir pazardaki ürün ile birlikte satın alınmasını zorunlu kılarak bağlı pazarda giriş engeli yaratmak, rakiplerinin potansiyel müşteri sayısını azaltmak olarak karşımıza çıkmaktadır. Hâkim durumdaki bir teşebbüsün bağlı ürün pazarında piyasa kapamaya yol açarak tüketicilere zarar vermesi de mümkündür. Zira bağlama yoluyla hâkim durumdaki teşebbüs, bağlı pazardaki rakipleri için potansiyel müşterilerin sayısını azaltarak var olan rakiplerini pazar dışına itebilmekte ve yeni giriş engelleri yaratabilmektedir. Bağlayan pazarda hâkim durumda olan teşebbüsün uygulamasının Kanun’u ihlal edip etmediğini değerlendirirken Kurul bazı unsurların varlığını aramaktadır. Bunlardan ilki bağlayan ve bağlı ürünlerin iki farklı ürün olması, ikincisi ise bağlama uygulamasının rekabet karşıtı piyasa kapamaya sebep olmasının muhtemel olması ve son olarak müşterilere bağlı ürün olmaksızın bağlayan ürünü elde etme seçeneği sunulmamasıdır.
Münhasırlık/ Tek Marka Anlaşmaları
Tek marka anlaşmaları, belirli bir ürünü/hizmeti tek sağlayıcıdan alma koşulu içeren fiili/yazılı sözleşmelerdir. Söz konusu sözleşmeler, sağlayıcının hâkim durumda olması halinde Kanun’un 6. maddesi kapsamında değerlendirilebilmektedir. Ayrıca münhasırlık anlaşmaları 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında da ele alınabilmektedirler. Bu tip anlaşmaların rekabete ve tüketiciye hem olumlu hem de olumsuz etkileri olabilir. Örneğin; bir sağlayıcının satışlarını arttırmak veya dağıtım zincirini daha etkin hale getirmek için dağıtıcısının çalışanlarına eğitim verme yönündeki bir eğilimi, rakibinin bu durumdan haksız yere yararlanma olasılığının bulunması halinde ortadan kalkabilecektir. Dağıtıcının yalnızca sağlayıcının ürünlerini sattığı durumda ise bu sorun çözülecektir. Öte yandan, hâkim durumdaki bir teşebbüs tarafından akdedilen münhasırlık anlaşmalarının rekabeti sınırlayıcı etkileri de bulunmaktadır. Münhasırlık anlaşmaları, (mevcut ve potansiyel) rakiplerin gerekli kanallara erişimini engellemek suretiyle ilgili pazarı kapamakta ve bu şekilde rakiplerin hâkim durumdaki teşebbüse karşı etkin birer rakip olarak ortaya çıkma olanaklarını kısıtlayabilmektedir.
İndirim Sistemleri
İndirim sistemleri, müşterilere belirli bir satın alma davranışında bulunmaları karşılığında sunulan fiyat indirimlerini ifade etmektedir. İndirim sistemi münhasırlık, bağlama veya yıkıcı fiyatlama benzeri piyasa kapama etkileri doğurabilir. Kurul’un vermiş olduğu bir kararında bu konuya ilişkin; “…İkinci olarak, müşterilerin alımlarının tamamını ya da büyük bir kısmını hâkim durumdaki teşebbüsten almaya yönlendiren indirimler (sadakat indirimleri) münhasırlığa yol açmaları nedeniyle 'bozulmamış bir rekabet' amacı ile uyuşmadığından hakim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilir.” şeklinde içtihat ettiği görülmüştür.