tarafından Av. Oğuzhan Çakır, Av. Tunahan Çakır
•
26 Ağustos 2024
Dünyadaki mültecilerin ve ülkesinde yerinden edilmiş kişilerin sorunu, bugün dünya kamuoyunun önündeki en karmaşık sorunlardan birisidir. Özellikle savunmasız bu insanları koruyup, onlara yardım etmenin daha etkili yolları araştırmaya devam edilirken, Birleşmiş Milletler bünyesinde çok sayıda müzakere yapılmaktadır. Bazı kesimler, yardım kuruluşları arasında daha yakın iş birliği ve birlikte çalışma çağrısında bulunurken, diğerleri ise uluslararası mevzuattaki boşluklara ve bu alanda daha geniş çaplı standartlar oluşturma talebine dikkat çekmektedir. Bununla beraber, herkes, sorunun hem çok boyutlu hem de küresel olduğunu kabul etmektedir. Bu yüzden, herhangi bir yaklaşım ya da çözüm, kitlesel büyük göçlerin nedenlerinden, acil durumlardan, yeniden yerleştirmelere, mültecilerin durumlarının genişliğini kapsayabilecek gerekli yanıtların açıklamalı ayrıntılarına kadar sorunun bütün boyutlarını içine almalı ve kapsamlı olmalıdır. Bu tartışmada, bazı gerçekler gündem dışı kalmakta. Öncelikle, bazı kitlesel yerinden edilmeler önlenebilir nitelikte olmakla beraber, hiç kimse için arzulanır bir durum değildir. Hiç kimse mülteci olmayı ne ister ne de tercih eder. Mülteci olmak, bir “yabancı” olmaktan daha çok şey ifade etmektedir. Sürgünde yaşamak, yiyecek, giyinme ve barınma gibi en temel ihtiyaçlar için dahi başkalarına bağımlı olmak anlamına gelmektedir. [1] Dünyadaki mültecilerin sayısı, coğrafi dağılımları ve hareketlerinin nedenlerine ilişkin bilgiler genel olarak mevcuttur. Kronolojik bir bakış açısından görülen bu bilgiler, mülteci sorununun geride kalan elli yıl içinde belirgin niceliksel ve niteliksel değişikler geçirdiğini gösteriyor. Kuruluşundan itibaren, Birleşmiş Milletler, dünyanın her tarafındaki mültecileri korumak için çalışmalar yapmaktadır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (BMMYK) kurulduğu 1951 yılında, yaklaşık 1 milyon mültecinin, BMMYK'nın yetki alanına dahil olduğu tahmin edilmektedir. Bugün bu sayı, Birleşmiş Milletler Orta Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Örgütü (UNRWA) tarafından ilgilenilen 2,5 milyon mülteci ve ülkesinde yerinden edilmiş 25 milyondan fazla insana ek olarak, tahminen 17,5 milyon mülteciye ulaşmıştır. [2] 1951 yılında mültecilerin çoğu Avrupalıydı. Bugün ise mültecilerin çoğunluğu Afrika ve Asya kökenlidir. Geçmişteki benzerlerinin aksine, günümüzdeki mülteci hareketleri bireysel kaçışlardan daha ziyade artarak kitlesel büyük göçler halini almakta. Günümüzde mültecilerin yüzde sekseni kadınlar ve çocuklardır. Büyük nüfus hareketlerinin nedenleri de aynı zamanda değişime uğradı ve arttı. Şu anda doğal ya da ekolojik felaketleri ve ağır yoksulluğu da içermekte. Sonuç olarak, bugünkü mültecilerin çoğu, Mültecilerin Statüsüne ilişkin Sözleşme’de bahsedilen tanıma uymamaktadır. Bu tanım, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti ya da siyasi görüşleri nedeniyle zulme uğrayan mağdurları içermektedir. Birleşmiş Milletler sistemi, aynı zamanda son yıllardaki kitlesel ülkesinde yerinden edilmiş kişilerin sayısındaki artışla da çok yakından ilgilenmektedir. Ülkesinde yerinden edilmiş kişiler, evlerinden kaçmak zorunda kalan ama kendi ülke toprakları içerisinde bulunan insanlardır. Kendi ülke sınırları içerisinde kaldıkları için, bu kişiler mevcut mülteci koruma sisteminden ayrı tutulmaktadırlar. Kendi ülkesinde yerinden edilen nüfusun çoğu, gelişmekte olan ülkelerde bulunmakta ve büyük ölçüde kadınlar ve çocuklardan oluşmaktadır. Bazı ülkelerde, nüfusun % 10'undan fazlasını, kendi ülkesinde yerinden edilmiş kişiler oluşturmaktadır. Mülteci konusu, uluslararası toplumun birbirine olan karşılıklı bağımlılığının klasik bir örneğini oluşturmaktadır. Bu, bir ülkenin sorunlarının aynı zamanda diğer ülkeler için nasıl sonuçlar doğurabildiğini açıkça göstermektedir. Söz konusu durum, aynı zamanda, sorunlar arasındaki birbirine bağımlılığın da bir örneğidir. Mülteci sorunu ve insan hakları konusu arasında açık bir ilişki vardır. İnsan hakları ihlalleri, yalnızca kitlesel büyük göçlerin ana nedenleri arasında yerini almakla kalmayıp, aynı zamanda da bu ihlaller devam ettiği sürece gönüllü yeniden yerleştirme seçeneğinin de önünde bir engel haline gelmektedir. Azınlıklara yönelik hak ihlalleri ve etnik çatışmalar, büyük ölçüde hem kitlesel büyük göçlerin hem de ülke içinde yerinden edilmelerin kaynağını oluşturmaktadır. Mülteciler ve ülkesinde yerinden edilmiş insanların asgari hakları karşısında kalınan kayıtsızlık, iki sorun arasındaki ilişkinin başka bir boyutudur. Sığınacak yer arama süreci esnasında, artan bir insan kitlesini, güvenli bölgelere ulaşabilme haklarının ellerinden alındığı kısıtlayıcı önlemlerle karşı karşıya bırakılmaktadır. Bazı durumlarda, sığınmacı ve mülteciler alıkonulmakta ya da hayatlarının, özgürlüklerinin ve güvenliklerinin tehdit altında olduğu bölgelere zorla geri gönderilmektedirler. Bazıları silahlı gruplar tarafından saldırıya uğramakta ya da zorla silahlı gruplara dahil edilmekte ve sivil çatışmalarda taraf olarak savaşmaya zorlanmaktadırlar. Sığınmacı ve mülteciler, aynı zamanda, ırkçı saldırıların da mağdurlarıdır. Mülteciler, sığınma süreçleri öncesinde, sırasında ve sonrasında saygı duyulması gereken haklara sahiptirler. İnsan haklarına duyulan saygı, günümüzdeki mülteci akınlarını hem önlemek hem de çözmek için gerekli bir koşuldur. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri, Sadako Ogata’nın ifadesiyle, “mülteci sorunu, tüm devletlere ve insanlara, insan haklarına olan bağlılıklarını sınayacakları bir sınav olarak sunulmalıdır”. Mültecilerin Hakları 1920-1935 yılları arasında, mülteci kavram ve tanımının hukuki açıdan ele alınarak değerlendirildiği gözlemlenmektedir. Bu durumda, kendi ülkesinin korumasından mahrum kişilere mülteci muamelesi yapılmış, kendilerini ülkeleri dışında bulan ve hiçbir ülkenin sorumluluğuna girmeyen kişilerin statülerini belirleyerek sorunlarına hukuksal yönden yaklaşmak, dolayısıyla ülkeler arasında mülteci hareketlerinden kaynaklanan açmazları çözümlemek amaçlanmıştır.[3] Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi’ne göre mülteci "ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen kişi" dir.[4] Uluslararası hukukun genel bir prensibi olarak yürürlükte olan her anlaşma, bu anlaşmanın tarafları için bağlayıcıdır. Bu bağlayıcılığın sonucu olarak sözleşmelerin hükümlerini iyiniyetle uygulamakla yükümlüdürler. Bu nedenle mültecilerin hem 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Protokol’den, hem de diğer uluslararası belgelerden doğan birtakım hakları vardır.[5] Mülteci ve sığınmacıların ne tür haklara sahip oldukları hususu önemli bir husustur. Cenevre Sözleşmesinde mültecilerin temel hak ve özgürlükleri vatandaşa bazen eşitlik bazen de en çok gözetilen ulus esasından hareketle düzenlenmiştir.[6] Mülteci ve sığınmacılarla ilgili kapsamlı ve detaylı bir şekilde temel hak ve özgürlüklerin yer aldığı bir listenin olması zordur.[7] Ana başlıklar halinde mültecilerin sahip olduğu haklar şunlardır: “Herkes, zulüm karşısında başka ülkelerde sığınma talebinde bulunma ve sığınma olanağından yararlanma hakkına sahiptir.” İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Mültecilerin sahip olduğu haklar içerisinde üzerinde en çok durulanı ve diğer uluslararası belgelerde de vurgulananı: “Geri Gönderilmeme Hakkı (Non-Refoulement)” dır. 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi'nin 32.maddesinde yer alan geri göndermeme ilkesi, mültecilerin devletler tarafından, hayat ve özgürlüklerinin tehdit edilebileceği ülke veya topraklara herhangi bir şekilde geri gönderilmelerini yasaklayan temel mülteci hukuku ilkesidir. Bu ilke, İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamelelere Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 3.maddesinde; Tüm Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Beyannamesi’nin 8.maddesinde ve Yargısız, Keyfi ve Yerinde İnfazın Engellenmesi ve Araştırılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler İlkeleri’nin 5.maddesinde olduğu gibi pek çok belgede açıkça yer almaktadır. Bu nedenle, devletler 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuksal Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ne taraf olsunlar ya da olmasınlar, bu ilkeye uygun hareket etmek zorundadırlar. Mültecilere en azından ülkede yasal olarak ikamet eden diğer yabancılara sağlananlarla eşit haklar ve yardım, her bireyin sahip olması gereken temel ihtiyaçlar dahil olmak üzere, verilmelidir. Sosyal ve ekonomik haklar diğer bireylere olduğu gibi mültecilere de tanınır. Her mülteci sağlık hizmetlerinden yararlanabilmelidir. Her yetişkin mülteci çalışma hakkına sahip olmalıdır. Hiçbir mülteci çocuk okula gitmekten alıkonulmamalıdır.[8] Mülteciler keyfi tutuklanmaya ve gözaltına alınmaya maruz bırakılmama hakkına sahiptir. Mültecilerin yaşama, özgürlük ve kişi güvenliği hakları vardır. Mültecilerin din özgürlüğü hakkı vardır. Yani, mülteciler herhangi bir dini seçmeye zorlanamazlar ve dini ibadetlerini özgürce yerine getirmekten alıkonulamazlar. Mülteciler sözleşmeye taraf devletlerin sınırlarındaki mahkemelere özgürce erişim hakkına sahiptirler. Mülteciler çalışma hakkına sahiptir. Mültecileri ülkesinde barındıran ve sözleşmeye taraf olan devletler mültecilerin çalışmalarına mâni olamayacakları gibi adil koşullar altında çalışmaları için gerekli yasal düzenlemeleri de yapmakla mükelleftirler. Mülteciler barınma hakkına sahiptir. Taraf devletler ülkelerinde mültecilerin barınmaları için gerekli şartları sağlamalıdır. Mülteciler eğitim hakkına sahiptir. Ülkeler eğitim çağındaki mültecilerin okullarda eğitim ve öğretim görmeleri engelleyemezler. Mülteciler kamu yardımı alma hakkına sahiptir. Mültecilerin eğitim, sağlık, barınma ve benzeri konularda ücretsiz hizmet almaları gerekir. Mültecilerin sınırlar dahilinde hareket özgürlüğü vardır. Mültecilerin seyahat hakları ellerinden alınamaz. Diledikleri gibi ülke sınırları içerisinde yer değiştirebilirler. Mültecilerin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı vardır. Mültecilerin toplumun kültürel yaşamına katılım hakkı vardır. Mültecilerin sahip olduğu haklar ana hatları ile bunlardır. Ancak, her hakkın mutlak kullanımı olmadığı gibi bu hakların kullanımı da belli şartların varlığı halinde kısıtlanabilir ya da kaldırılabilir. Bu genel hakların yanında durumları itibari ile özellik gösteren mülteci kadınların, çocukların ve yaşlıların sahip olduğu bazı haklar vardır. Devletler bu gruplardaki mülteciler için özel koruma önlemleri almalıdırlar. Hatta bu grupların özel koruma hükümlerinden yararlanabilecekleri İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Cenevre Sözleşmeleri ve iki ek protokolü, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme, Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiri, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme gibi pek çok belgedeki hüküm ile tespit edilmiştir. Mülteciler birtakım haklara sahip oldukları gibi bazı yükümlülükleri de vardır. Mülteciler bulundukları sığınma ülkesinin yasalarına, yönetmeliklerine ve kamu düzenini korumak için yetkililerce alınmış önlemlere uymak zorundadırlar. Mültecilerin Korunması Hükümetlerin vatandaşlarını koruyamamaları veya korumak istememeleri durumunda, bireyler kişisel haklarının ciddi biçimde ihlali sebebiyle başka bir ülkede güvenlik aramak üzere yurtlarını terk ederek başka bir ülkede mülteci statüsü elde ederler. İşte, Mültecilerin temel haklarının kendi devletleri tarafından korunmaması sebebiyle, uluslararası toplum temel haklara saygı duyulmasını temin etme sorumluluğunu üzerine almaktadır. 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’nde de mültecilerin hakları detaylı olarak tanımlanmıştır. Bu hakların sağlanması amacıyla kullanılan “Uluslararası Koruma” ifadesi ile mültecilerin güvenlik altına alınmasını sağlayan faaliyetlerin bütünü anlatılmaktadır.[9] Mültecilerin Korunmasından Kim Sorumludur? Mültecilerin korunması öncelikle devletlerin sorumluluğu alındadır. 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ne taraf olan devletler, sözleşmede belirtilen hükümler uyarınca mültecileri korumakla hukuken yükümlüdür. Devletler bu hükümleri, ırk, din ve menşei ülke ayrımı gözetmeksizin uygulamak ve temel koruma ilkelerine uymak zorundadırlar.[10] Mültecilerin korunması konusunda devletlerin yanı sıra Birleşmiş Milletler tarafından kurulan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK – UNHCR) de görevlidir. Görev alanı, mültecilere uluslararası koruma sağlamak ve sorunlarına kalıcı çözümler bulmaktır. BMMYK, Birleşmiş Milletler bünyesinde mültecilerin korunması alanında çalışan tek örgüt olmasına rağmen sıklıkla Birleşmiş Milletler’in diğer kuruluşları ve çeşitli örgütlerle iş birliği yapmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Yardım Fonu (UNICEF), Dünya Gıda Programı (WFP), Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) iş birliği yapılan kuruluşlara örnek olarak gösterilebilir. Mültecilerin korunması konusunda akla ilk olarak devletler ve Birleşmiş Milletlerin gelmesine rağmen, insani yardım faaliyetlerinin temelinde insan haklarının bulunması ve insani yardımların bu hakların savunulmasına katkıda bulunduğu göz önüne alınırsa, bağımsız statüleri ve çeşitli uzmanlık alanlarıyla sivil toplum kuruluşlarını da mültecilerin korunmasından sorumlu olarak niteleyebiliriz. Elbette bu sorumluluk tamamen vicdani bir sorumluluk olacaktır, yoksa yasal ya da sözleşmesel bir sorumluluklarından söz etmek mümkün değildir. Birleşmiş Milletler ve Mülteciler Ulaşım ve iletişim alanındaki devrimsel teknolojik gelişmeler, 20.yüzyıl boyunca sınırların ötesine kitlesel insan, yük ve bilgi akışlarına yol açmıştır. Bununla beraber, bütün insan hareketleri kişilerin kendi istemleri sonucu olmamıştır. Modern teknoloji, aynı zamanda kitlesel yıkımları yaratan silahların gelişimini de beraberinde getirmiştir. Sonuç olarak, şiddet, insanları memleketlerinden isteksizce ayrılmak zorunda bırakan en büyük etken olmuştur. İki Dünya Savaşı ve 1945’ten bu yana yaşanan yaklaşık 130 silahlı çatışma, dünyada milyonlarca kişinin kitlesel büyük göçüne ve ülkesinde yerinden edilmesine neden olmuştur.[11] Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin taslağını hazırlayanların akıllarında, yaygın şiddetin ve kitlesel acıların anıları vardı ve imzacı tarafları, gelecek kuşakları bu acılarla tekrar yüz yüze bırakmamaya çağırdılar. Onlar, Birleşmiş Milletler’den ekonomik, sosyal, kültürel ya da insancıl bir yolla, uluslararası sorunları çözmek için, uluslararası iş birliğini oluşturmaya yardım etmelerini ve ırk, cinsiyet, dil ya da din ayrımı olmaksızın herkes için temel özgürlükler ve insan haklarına duyulan saygıyı destekleyip gelişimine yardımcı olmalarını talep ettiler.[12] Birleşmiş Milletler gündeminin ilk konularından birisi, savaş yüzünden yerinden edilen ve yardıma ihtiyacı olan mültecilerin, ülkesi sınırları içinde yerinden edilenlerin, vatansızların ve “geri dönen” insanların akıbetiydi. Sorun, açıkça hem uluslararası hem de insaniydi. Uluslararası Mülteci Örgütü 1946 yılının ikinci yarısındaki ikinci oturumunda, Genel Kurul, Uluslararası Mülteci Örgütü’nü (IRO) kurdu. Örgüt, Birleşmiş Milletler Yardım ve Rehabilitasyon Kuruluşu’nun (UNRRA) sorumluluklarını devraldı. Mültecileri kayıt altına almak, korumak, yeniden yerleştirmek ve geri dönüşler için geçici bir yetki verildi.[13] Mülteciler, çoğunlukla Doğu Avrupa olmak üzere, 30 ülkeden geliyordu. 1947 yılı temmuz ayından 1952 yılı ocak ayına kadar, Uluslararası Mülteci Örgütü 1 milyondan fazla mültecinin üçüncü ülkelere yeniden yerleştirilmesine yardımcı oldu; 73,000 mültecinin geri dönmesini sağladı ve kendi ülkelerinde yerinden edilmiş olan 410,000 mülteci için düzenlemeler yaptı. Uluslararası Mülteci Örgütü’nün çalışmaları, savaş sonrası politik gerilimlerin sonucu olarak hem tartışmalı hale geldi hem de ekonomik olarak yeterince desteklenmedi. 54 üye devletin sadece 18’i Örgüt’ün bütçesine katkıda bulundu. Ek olarak, mali çalışmaların bedeli hızlı bir şekilde artış gösterdi ve 1951 yılına gelindiğinde, 400 milyon Amerikan dolarına ulaştı. Kısa bir süre sonra, mültecilere ilişkin sorumluluğun, Birleşmiş Milletler’in himayesi altında daha fazla uluslararası çaba ve destek gerektirdiği açık bir hale geldi. Sonuç olarak, yeni bir örgütün oluşturulması yönündeki tartışmalar, Uluslararası Mülteci Örgütü’nün görev süresi sona ermeden çok daha önce başladı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Genel Kurul, 3 Aralık 1949 günü 319 A (IV) numaralı kararında, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisi’ni kurmaya karar verdi. Ofis, 1 Ocak 1951 tarihinde, ilk olarak üç yıllık bir süre için, Genel Kurul’un bir yan organı olarak kuruldu. BMMYK’nın görevi, o zamandan beri rutin olarak başarılı geçen beş yıllık sürelerle uzatıldı ve mevcut dönem 31 Aralık 1993 tarihinde sona ermektedir. Şu anda, dünyanın dört bir yanındaki 17 milyondan fazla mülteciyle ilgileniyor. Ofis, İsviçre Cenevre’de bulunmakta ve 100’den fazla farklı ülkede temsilciliği mevcuttur. 1991 yılında yaklaşık olarak 2,300 kişiden oluşan bir personel kadrosu vardı. Bununla birlikte genel ve özel programlar adı altında 862,5 milyon Amerikan dolarına yakın genel harcama bütçesi vardı. Kuruluş tüzüğünün 1. Maddesine göre, Yüksek Komiserliğin ana görevi, mültecilere uluslararası koruma sağlamak; hükümetlere yardım ederek mültecilerin gönüllü geri dönüşlerini kolaylaştırmak ya da onların toplumla bütünleşmelerini sağlayarak, mülteciler için sürekli çözümler aramaktır. Yüksek Komiserliğin işlevi, tamamen siyasi olmayan; insani ve sosyal olarak nitelendirilir. Koruma işlevini yerine getirmek konusunda, Yüksek Komiserliğin görevleri, tüzükte yer aldığı gibi şunları içermektedir: Mültecilerin korunması için uluslararası anlaşmaların sonuçlarını ve onaylanmalarını desteklemek, başvurularını denetlemek ve iyileştirmeler yapmak; Mültecilerin durumlarını iyileştirmek için önlemler almak ve önlem alınması gereken durumların sayısını azaltmak; Gönüllü geri dönüşleri ya da yeni toplumlarla entegrasyonu destekleyen çabalara yardımcı olmak; Mültecilerin, Devletlerce kabulünü desteklemek; Mültecilerin varlığının aktarılmasını kolaylaştırmak. Hükümetlerden topraklarındaki mültecilerin sayısı, koşulları ve ilgili yasa ve düzenlemeleri içeren bilgileri elde etmek; Hükümetler ve hükümetler arası örgütlerle yakın temas halinde olmak; Mülteci sorunlarıyla ilgilenen özel kuruluşlarla iletişim haline geçmek; Kişisel-küçük çaplı çabaların koordinasyonuna destek olmak; Koruma görevleri, tüzük taslağının hazırlanılmasından bu yana geçen yıllar boyunca pek çok değişiklik geçirmiştir. Uluslararası Mülteci Hukuku Mültecilere yönelik işlemlerin temel standartları bazı araçlarla tanımlanmaktadır. En önemlileri, Mültecilerin Statülerine ilişkin 1951 Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve Mültecilerin Statülerine ilişkin 1967 yılı Protokolüdür.[14] Mültecilerin Statülerine ilişkin 1951 yılı Birleşmiş Milletler Anlaşması yeni kurulan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından sunulan bir tavsiyenin sonucu olarak taslağı hazırlanan, 1951 Sözleşmesi, mültecilere uygulanacak usullerin standartlarını oluşturmada bir dönüm noktasıdır. Sözleşme'nin 1. maddesinde mülteci kavramının genel bir tanımı yapılır. Mülteci kavramı 1 Ocak 1951 tarihinden önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen herkesi ifade eder.[15] Sözleşme, sahip oldukları temel hakları içermek üzere, mültecilere uygulanacak usullerin asgari standartlarını ortaya koyar. Aynı zamanda, mültecilerin hukuki statülerini belirler ve kazanç getiren iş ve refah hakları, kimlik kartı ve seyahat belgeleri konusunda, vergi yükünün uygulanabilirliği ve yeniden yerleşme amacıyla kabul edildikleri başka bir ülkeye varlıklarını aktarabilme hakları meselesinde düzenlemeler yapar. Sözleşme, mülteci statüsünde olan kişilerin sınır dışı edilmelerini ya da zorla geri gönderilmelerini yasaklar. 33. maddesinde, anlaşmaya taraf olan hiçbir devlet bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermemeyi veya iade etmemeyi garanti eder. Madde 34, mültecileri özümlemeyi ve vatandaşlığa almayı her türlü imkân ölçüsünde kolaylaştırmayı içerir. Diğer hükümler, mahkeme, eğitim, sosyal güvenlik, barındırma ve hareket özgürlüğü gibi haklarla ilgilidir. Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü 1951 Sözleşmesi, yalnızca 1 Ocak 1951’den önce gerçekleşen olaylardan ötürü mülteci olan kişileri kapsar. Bununla beraber, 1951’i takip eden yıllar mülteci hareketlerinin, sadece İkinci Dünya Savaşı ve savaş sonrasının geçici sonuçları olmadığını göstermiştir. 1950'li yıllar sonlarında ve 1960’lar boyunca yeni mülteci grupları, özellikle Afrika’da, ortaya çıkmıştır. Bu mülteciler, 1951 yılı sözleşmesinin süre sınırlı çerçevesi içerisinde onlara sağlayamadığı korunma ihtiyacı içerisindeydiler. 1967 Protokolü, Sözleşmesinin uygulamasını yeni mülteciler, diğer bir ifadeyle, 1 Ocak 1951’den sonra gerçekleşen olaylardan ötürü mülteci olan insanları kapsayacak şekilde, Sözleşme tanımına uygun olarak uzatmıştır. 1 Nisan 1992’den itibaren 111 Devlet 1951 Sözleşmesi'ne ve 1967 Protokolü’ne taraf olmuştur. Diğer Uluslararası Araçlar Bir bölümü aşağıda sözü edilen diğer anlaşma ve beyannameler, mültecilerle ilgili olabilecek hükümleri içerir. Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasına Dair 4. Cenevre Sözleşmesi: Amacı sivil mağdurları korumak olan, 1949 yılı Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasına Dair 4. Cenevre Sözleşmesinin 44. maddesi, mülteciler ve yerinden edilen kimselerle ilgilidir. 1977 yılı Ek Protokolü’nün 73.maddesi mültecilerin ve devletlerce tanınmayan kişilerin 4. Cenevre Sözleşmesi’nin 1. ve 3. bölümleri altında korunması gerektiğini hükme bağlar. Vatansız kişilerin statüsüne İlişkin 1954 Sözleşmesi: Kendi yasalarının işleyişi içerisinde, hiçbir devlet tarafından vatandaş olarak sayılmayan kişileri kapsamaktadır. Ayrıca, vatansız kişilere uygulanacak muamelenin standartlarını saptar. Vatansızlığın Azaltılmasına İlişkin 1961 Sözleşmesi: Bu Sözleşmenin başlıca amacı, aksi halde vatansız kalacak olan ve ülke toprakları üzerinde doğum veya nesep yolu ile devletle bağları olan kişilere vatandaşlık verilmesini ve bir devletin vatandaşlığını istemeden kaybedip, vatansız kalacak kişilerin vatandaşlığının korunmasını sağlamaktır. Aynı zamanda, belirli şartlar göz önüne alınmak üzere, böyle bir mahrumiyet o kişinin vatandaşlığını yitirmesine neden olacağı için bir kişiyi vatandaşlıktan mahrum bırakmamanın garantisini verir. Sözleşme bir kişi ya da grubun, ırksal, etnik, dinsel ya da siyasi nedenlerden ötürü milliyetinden mahrum edilmemesini belirtir. 1967 Birleşmiş Milletler Devlete Sığınmaya İlişkin Beyanname: Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bu beyannamesi, devlete sığınmaya ilişkin bir dizi prensip ortaya koyar. Ülkesel sığınmanın barışçıl ve insani bir hareket olduğunu ve bu nedenle de herhangi bir başka devlet tarafından düşmanca bir davranış olarak algılanmaması gerektiğini belirtir. Temel insani prensipleri benimser ve her biri ayrı olmak üzere, herhangi bir ülkeyi terk etme ve bir ülkeye dönme ve iltica etme hakkını kapsayan, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin 13. ve 14. maddelerini anımsatır. Sonuç Mülteci sorunu, uluslararası kamuoyunu tehdit etmeye devam etmektedir. Mültecileri kabul eden devletlerin, mültecilerin korunmasına olan bağlılıklarını sürdürmeleri ve çeşitliliğe karşı hoşgörüyü desteklemeleri gerekirken, mülteci göçlerine neden olan Devletler büyük kitlesel göçlere neden olan eylemlerden kaçınmak sorumluluğuna sahiptir.[15] Aynı zamanda, dünya ülkeleri, yeni mülteci akımlarını en iyi şekilde nasıl önleyecekleri konusunda bir anlaşmaya varmalıdırlar. Bu durumların temel nedenleri, daha ayrıntılı bir şekilde çalışılmalı ve düzeltilmelidir. Yoksulluk, mülteci akımlarının başlıca nedeni ise gelişme desteği ya da teknolojik yardım aracılığıyla bazı çözümler bulunabilir. Bununla beraber, uluslararası toplum, acil durumlarda ihtiyaçları karşılayabilmek üzere daima hazırlıklı olmalıdır. Bu açıdan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği tarafından oluşturulan erken uyarı sistemi çok büyük bir değer taşıyabilir. Hangi durumların büyük mülteci hareketlerine yol açacağını öngörme konusunda önemli bir rol oynayabilir. Kaynakça http://www.ohchr.org/Documents/Publications/FactSheet20en.pdf http://www.waynakh.com/tr/multecilerin-haklari-ve-korunmasi/ http://www.unhcr.org.tr/?content=28&page=29 http://www.ihop.org.tr/dosya/BB/BM_Bilgi_Kitapcigi_20-Multeciler.doc Bkz. James C. Hathaway, The Law of Refugee Status,L. L. M., J. S. D., Osgoode Hall Law School York University, Butter Worths Ltd. Canada, 1991, 1951 Cenevre Sözleşmesi Rosa da Costa(2006) Pazarcı,Hüseyin (2005), Uluslararası Hukuk Dersleri,10.Bası,Ankara:Turhan Kitabevi http://efeoguzhan.blogspot.com.tr/2014/01/multecilerin-hak-ve-ozgurlukleri.html [1] http://www.ihop.org.tr/dosya/BB/BM_Bilgi_Kitapcigi_20-Multeciler.doc [2] http://www.ihop.org.tr/dosya/BB/BM_Bilgi_Kitapcigi_20-Multeciler.doc [3] Bkz. James C. Hathaway, The Law of Refugee Status,L. L. M., J. S. D., Osgoode Hall Law School York University, Butter Worths Ltd. Canada, 1991, s.2-6. [4] http://www.unhcr.org.tr/?content=28&page=29 [5] http://www.waynakh.com/tr/multecilerin-haklari-ve-korunmasi/ [6] 1951 Cenevre Sözleşmesinde güvence altına alınan başlıca Temel Hak ve Özgürlükler arasında, ayrımcılık yasağı (m.3), din özgürlüğü(m.4), mülkiyet hakkı(m.13-14) gibi haklar yer almaktadır. [7] Mülteci ve sığınmacıların esasa ilişkin temel hak ve özgrlükleri konusunda öncü ve güncel bir çalışma için Bkz. Rosa da Costa(2006) [8] http://www.unhcr.org.tr/?content=30&page=29 [9] http://www.waynakh.com/tr/multecilerin-haklari-ve-korunmasi/ [10] http://www.waynakh.com/tr/multecilerin-haklari-ve-korunmasi/ [11] http://www.ihop.org.tr/dosya/BB/BM_Bilgi_Kitapcigi_20-Multeciler.doc [12] http://www.ihop.org.tr/dosya/BB/BM_Bilgi_Kitapcigi_20-Multeciler.doc [13] http://www.ihop.org.tr/dosya/BB/BM_Bilgi_Kitapcigi_20-Multeciler.doc [14] http://www.ihop.org.tr/dosya/BB/BM_Bilgi_Kitapcigi_20-Multeciler.doc [15] http://www.ihop.org.tr/dosya/BB/BM_Bilgi_Kitapcigi_20-Multeciler.doc